Hush! A Thai Lulluby – Minfong Ho & Holly Meade

Yazar : Minfong Ho

Çizer: Holly Meade

Yayınevi: Tandem Library, 1996

Konu: Sıcak bir yaz akşamı bebeğini uyutan Taylandlı bir annenin, onu uykuda tutmak için çevredeki sivrisinekten file kadar tüm canlıları susturmaya çalışması… Öykünün sonunda çevredeki tüm canlılar ve perişan anne uykuya dalarken hamaktaki bebeğin gözleri faltaşı gibi açıktır!!

Ada’ya Göre: Ada’ya “sen bu kitabı seviyor musun” diye sordum. “Evet” dedi. “Neden?” dedim, “Çocuk uyumuyor ondan” dedi. “Ben de uyumayı sevmiyorum ya, o yüzden”. Gerçekten de anne tüm hayvanları susturmak için çırpınırken arkada çocuk hamaktan inip kendi kendine takılıyor. Ada da her sayfada çocuğun nerede olduğunu bulup onun yaptıklarına bakmayı seviyor.

Ece’ye Göre: 1997 Caldecott ödüllü Hush!: A Thai Lulluby benim en sevdiklerim arasında, çünkü:

  • Dili şiirsel, bol tekrarlı ve uyaklı. Benim gibi küçükken “Küçüktüm, ufacıktım top oynadım acıktım” diye başlayan Alageyik kitabını ezberlemiş bir çocuk için şiirsel kitapların büyük değeri var. (Bu arada şiirin devamını çoktan unutmuşum tabii, şimdi Ziya Gökalp’e ait olduğunu ve sonunda Bozkurt’un bunları  Türk iline getirmesini falan içerdiğini tekrar okuyunca kendimden soğudum!)
  • Bize tamamen yabancı bir kültürden öğeler içeriyor. Tayland’da bir ormanda, etrafında fillerin, buffolaların olduğu tahta bir kulübede yaşayan anne ve çocuğu görmek, oraları hayal etmek, onların günlük yaşamındaki nesneleri ve ayrıntıları tanımak çok güzel. Hayvanların çıkardığı sesler bile bize yabancı. Kurbağalar Türkiye’de “vraak”, Amerika’da “ribbit” Tayland’da “op-op” diye ses çıkarıyor mesela…
  • Holly Meade’in kağıt kesme ve mürekkep kullanarak yarattığı kahverengi, yeşil ve sarı tonlarından oluşan dünya, öykünün atmosferini zengin biçimde yansıtıyor. Geleneksel Tayland yaşamına ait ayrıntıları bize sunuyor. Ben çocukken okuduğum kitaplarda yabancı ülkelere dair ayrıntıları görmekten, okumaktan, hayal etmekten çok zevk alırdım. Şimdi bile o kitaplardan bazılarını konularıyla değil, bu ayrıntılarıyla hatırlıyorum.

Kitabın yazarı Minfong Ho’nun yaşamı da kitap kadar ilginç. Ho, Çin asıllı bir aileden geliyor; Burma’da doğmuş, Tayland’da büyümüş, üniversite’yi Taiwan ve Amerika’da okuyor. İlk romanı “Sing to the Dawn”ı  New York’da okurken evini çok özlediği için bu özlemle başa çıkabilmek için yazıyor. Üniversite’den sonra Singapur’da gazetecilik, Tayland’da öğretmenlik yapıyor. Hapisanelerde, fabrikalarda çalışıyor. Darbelere, ayaklanmalara tanıklık ediyor. 1980’de Kamboçya-Tayland sınırındaki Kamboçyalı mültecilerle kakmacılık işinde çalışıyor. Bu tecrübesini daha sonra “The Clay Marble” romanına dönüştürüyor.

Minfong Ho, Güneydoğu Asya kültürünü çok gerçekçi biçimde yansıtmasıyla tanınıyor, romanlarında zor koşullar altında yaşayan güçlü kadınları ve kızları anlatıyor. 6 Ekim 1976’da Bangkok’daki öğrenci kıyımını anlatırken de, Pol-Pot rejiminden kaçan Kamboçyalı mültecileri anlatırken de umudunu ve gücünü kaybetmeyen güçlü ve duygusal karakterler kuruyor. Tüm bunları birinci elden yaşadığı için de hariçten gazel okumadığını biliyoruz.

Çok kültürlü biçimde yetişen yazar üç dili ana dili gibi konuşuyor. İlk dili olan Çinceyi “kalbinin”, Tayland dilini “ellerinin” İngilizceyi ise “kafasının” dili olarak tanımlıyor. Bu kadar zengin bir kültürle yetişip, bu kültürlere kafayı yoran, onlar için çalışan birinden de böyle zengin bir kitap çıkıyor işte.. (Yazar hakkında daha fazla bilgi için bkz.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s