Amerikan Filmleri, Dil Cambazlığı ve Shel Silverstein üzerine

Amerikan filmleriyle büyümüş bir 3. Dünyalı olarak, 10 kurşun yiyip ölürken bile espri yapmaktan geri durmayan kahramanlara hayatım boyunca ettiğim bütün küfürleri geri alıyorum. Neden mi? Çünkü ben bu Yeni Dünya’ya gelince gördüm ki, bunlar kadın-erkek, genç-yaşlı dinlemiyor espri yapıyor! Anlatmayı, dille oynamayı, lafı gediğine koymayı pek iyi beceriyorlar. Komedi kulüplerinin, stand-up’ların, sit-com’ların, komedinin bu kadar popüler olması boşuna değil. Adamlar konuşuyor arkadaş!

Peki nasıl oluyor da oluyor? Hiç merak etmeyin, ben yemedim içmedim bu konuda bir tespit geliştirdim: Şimdiii, bu topraklarda çok zengin bir çocuk edebiyatı geleneği var. Klasik pek çok çocuk kitabı (Caps for Sale (1938), Pat the Bunny (1940), The Runaway Bunny (1942), Good Night Moon (1947), The Cat in the Hat (1954), Green Eggs and Ham (1960), The Snowy Day (1962), Where the Wild Things Are (1963) gibi) nesilden nesile okunup duruyor. Bu kitaplarla büyüyen anne babalar kendi çocuklarına aynı kitapları okumayı sürdürüyor. Böylece ortak hafıza, ortak dil, alışkanlıklar genişleye genişleye akmaya devam ediyor. Bu temellerin üzerine sürekli eklenen yeni kitaplarla, kaynaklarla dil sevilen, içinde yaşanan, canlı bir varlık olarak yaşayıp gidiyor. Gel de kıskanma…

hqdefault

Gelelim Shel Silverstein’e… Yani yukarıdaki klasiklere çoktan eklenmiş The Giving Tree‘nin (Türkçeye Cömert Ağaç adıyla çevrildi) yazarı ve çizerine… Karşınızda 10 parmağında on marifet bir müzisyen, şarkı sözü yazarı, şair, karikatürist, oyun yazarı… Playboy için gezi yazıları yazıp çizmek mi dersin, Johnny Cash’in söylediği A Boy Named Sue şarkısını yazmak mı, hepsi onda. Bu da yetmemiş bir de çocuklar için eğlenceli, komik şiir kitapları yazıp bunları resimlemiş.

e0649604583c6e2752b0b32dd43f209d

Tam da bu şiir kitaplarındaki dil cambazlığından söz etmek istiyordum işte… Yukarıdaki tespiti de, Shel Silverstein’in “Falling Up” kitabındaki şiirleri okuduktan sonra düşünmüştüm zaten…

tumblr_lnsxvrxc8T1qmqpiro1_500

Komik ve yaratıcı çizimlere, muzip ve yaramaz bir ruh halini ve çocukları da buna davet eden rahatlığı ekleyin. Alın size Shel Silverstein. Ada bu şiirlerin hepsine bayılıyor ve kıkır kıkır gülüyor. Bir çocuğu kıkır güldüren şiirler yazan birini  ben de alır başımın üzerine koyarım…

invitation

Reklamlar

kütüphaneler de olmasa…

alabatgirl

Ben şu hayatta en çok kütüphaneleri sevdim, ama “temiz ödev” yapmak için ansiklopedi bulmaya gitttiğimiz, asık suratlı görevlilerin çalıştığı, kitapların o görevlilerin arkasında ulaşılamaz bir yerde durduğu kütüphaneleri değil… Hatırladıkça daha da tuhafıma gidiyor yahu, kütüphane açıyorsun, kitapları elletmiyorsun, ancak izinle getirtiliyor kitaplar… Hani nerede rafların arasında kaybolma zevki, kitaptan kitaba atlama oyunu, yeni kitaplar keşfetme mutluluğu??? Benim tüm bunların tadını çıkarabilmem taaa üniversite yıllarıma rastlar (ki, üniversiteyi 8 senede bitirdiğim düşünülürse, bayağı bir tadını, hatta b..kunu çıkardığım da söylenebilir!!) Masalarında uyuyup uyanıp yeni kitap avlarına çıktığım huzur mekanıydı benim için kütüphane. Ah bir de yiyip içebilseydim içeride, daha ne isterdim! Bir ona izin vermiyorlardı işte!!

Bu yaban ellerinde de en sevdiğim yerler yine kütüphaneler oldu… Çocuk kütüphanesinin gerçekten ne demek olduğunu ise,  buraya gelince anladım ben. Çocuk kütüphanesi, çocukların ulaşabildiği, dokunabildiği, karıştırabildiği binlerce kitabın yanı sıra, oyuncaklar, rahat koltuklar, güler yüzlü çalışanlar demekmiş. Çok inanılmaz ama, kendileri de kitap okuyan, sorduğun her soruya cevap veren, sana yeni şeyler öneren, çocukları insan yerine koyarak onlarla konuşan çalışanlar demekmiş. Düzenli olarak çocuklar için etkinlikler düzenlemek, insanların buluşma, kaynaşma noktası olmak demekmiş.

1328030275608

1333137844333IMG_05731328030297434IMG_0576IMG_0577