A Book – Mordicai Gerstein

Yazar & Çizer: Mordiciai Gerstein

Yayınevi: Roaring Brook Press

Konu: Hikaye kitabın içinde yaşayan bir aileyle ilgili, bunlar kitap kapanınca uyuyup açılınca uyanıyorlar. Ailedeki herkesin bir hikayesi var, baba palyaço, anne itfaiyeci, erkek çocuk astranotluğa hevesli, kedi fare peşinde, köpek enterasan kokular arıyor ve balık da denize kavuşmaya çalışıyor. Bir tek kızın hikayesi yok. O da kendi hikayesinin peşine düşüyor. Masallardan, gizemli romanlara, tarihi hikayelerden, korsan gemilerine ve uzaya kadar gezdikten sonra kendi hikayesini kendi yazmaya karar veriyor.

Ada’ya Göre: Ailenin kitabın içinde yaşadığı fikri Ada’yı büyülüyor. Kitap kapalıyken uyumaları ve kitap açılınca uyanmaları çok hoşuna gidiyor. Dün bana “bu kız kitapta yaşıyorsa beni nasıl görüyor?” diye sordu. Ben de “Sen de evimizin penceresinden dışarıyı görüyorsun ya, onun gibi işte..” yanıtını verdim. Özellikle hikayeye kendisinin dahil edildiği kısımda, yani küçük kızın okuyucuya baktığı yerde çok eğleniyor. Bazı konuşmaları anlayamasa da (örneğin gizemli kitaplar bölümündeki “senin hikayeni korkunç bir yayıncı çaldı” gibi) kitabın genel olarak hikayesini kavrıyor ve tek tek sayfalardaki ayrıntılara kendi başına bakmayı seviyor.

Ece’ye Göre: Bu kitaba bir gönül borcum var! Çünkü bu blogu yapmaya bu kitabı kütüphaneden alıp okuduktan sonra karar verdim. Ada’ya kitap okurken bazen o kadar sıkılıyorum ki, beni de eğlendirecek kitaplar bulduğumda bunların ne kadar kıymetli olduğunun farkına varıyorum. Bu kitabı okuduktan sonra şöyle düşündüm: Şimdi biz bu kitabı zevkle okuyacağız, 3 hafta sonra kütüphaneye geri vereceğiz, üzerimizde izi kalmayacak, belki yazarının adını bile hatırlamayacağım, tekrar almak istediğimde tırım tırım arayacağım, madem bu kitaplar böylesine az, neden başka biri de tesadüfen bulsun benim gibi? Kütüphaneye bayılıyorum, ama ne yazık ki orada nasıl kitap arayacağımı bilemiyorum. Kütüphanecilerin seçtiği bir takım kitapları almaya çalışıyorum, ama raflarda dizilmiş binlerce kitap arasından seçim yapamıyorum. Bu kitabın da raflarda kaybolmasına razı olamam. OLAAMAAAM!! (Bu kadar hezeyanlı değildi tabii düşüncelerim!) Neyse, sonra dedim ki, ben bu kitapları kendimce not alayım, belki sonra tekrar almak isterim, ya da birisine hediye ederim. Hatta şunu bile dedim, “ah bu kitaplar türkçede neden yok, ben mi çevirsem, bi yayınevi kursam şunları bassam ne güzel olur…” Derken, bari blog yapayım çoluk çocuk sahibi arkadaşlarıma bir faydam dokunsun dedim.     (Bayağı bir kendi kendime konuşuyorum, anlaşıldığı üzere!)

Kitaba gelirsek eğer, 1971’den beri çocuk kitapları yazan ve çizen, 2004 yılında “The Man Who Walked Between The Towers” kitabıyla Caldecott ödülü kazanan (Yeni Dünya’nın en prestijli çocuk kitabı ödülü, Amerika Kütüphaneler Birliği veriyor her sene (bkz. sitesi)) Mordicai Gerstein üst kurmaca tekniğiyle oluşturduğu hikayeyle bizi edebiyat türleri arasında yolculuğa çıkarıyor. Kitabın içinde yaşayan ailenin üyeleri klişeleri kırıyor: baba palyaço, anne itfaiyeci, erkek çocuk 2 sayfada büyüyüp astranot oluyor, köpekbalıkları canayakın vs. (Gerçi bütün maceranın sonunda hep birlikte oturup televizyon seyretmeleri sinirlerimi bozmuyor değil. Kırdın klişeleri, bari sonuna kadar git di mi!)

Kahramanımız küçük kız, kitabın sayfaları arasında kendi hikayesini aramaya başlıyor. Burada önce bir kazla (Altın Yumurtlayan Kaz) karşılaşıyor. Kaz ona bizi göstererek (okuru) hikayeni bulsan iyi olur, okurlar iyi hikaye sever, yoksa kitabı kapatırlar, diyor. Bunun gibi okurluk, yazarlık, yayıncılar, eleştirmenlerle ilgili küçük ayrıntılar daha çok büyüklere hitap etse de kitabın hikayesinin önüne geçmiyor. Böylece hepimiz için eğlence başlamış oluyor. Önce küçük kızla birlikte klasik masallar sayfasına gidiyoruz. Altın Yumurtlayan Kaz, Kurbağa Prens, Hansel ve Gratel, Kırmızı Başlıklı Kız, Sindrella  ve benim bilmediğim bazı klasik masal sahneleriyle (örn, Chicken Little) dolu sayfadan kaçıyor bizim kız. Sonra sırasıyla gizemli hikayeler sayfasına, Alice Harikalar Diyarında sayfasına, korsan hikayesi sayfasına, tarihi hikaye sayfasına ve bilim kurgu sayfasına düşüyor ve bunların hiçbirinin kendi hikayesi olmadığına karar verip eve dönerek kendi hikayesini yazmaya başlıyor.

Kitabın çizim biçimi de yazım tekniğiyle uyumlu. Herşeyi  okur gözüyle yukarıdan görüyoruz. Kız bize bakarken yukarı bakıyor. Sahnelerde esprili ayrıntılar var.

Farklı katmanlardan oluştuğu (Kızın hikayesi, kitapla-okur ilişkisi, edebiyat türleri) için A Book geniş bir yaş aralığına hitap ediyor. 4 yaş grubu kızın hikayesini takip ederken, daha büyük çocuklar türler arasındaki farklılığı görebilir. Büyükler ise kendilerine yönelik esprilerin tadını çıkarabilir. Cin fikirli kitap okumak isteyen herkese tavsiye edilir.

Reklamlar

Ladybug Girl Serisi- Jacky Davis – David Soman

Yazan: Jacky Davis

Çizen: David Soman

Yayınevi: Dial

Ada’ya Göre: Ada şu anda 4 yaşında ve Uğur Böceği Kız en favori kahramanı. Bu serinin ilk kitabı olan Ladybug Girl’ü, şu anda ne yazık ki hatırlayamadığım bir blogdaki anti-seksist çocuk kitapları listesinden bulup kütüphaneden ödünç almıştım. Alış o alış… O günden beri elinden bırakmadığı için kütüphaneden serinin diğer kitaplarını da aldım. Ama korkarım kitapların süresi bitince paşa paşa serinin tüm kitaplarını satın almam gerekecek! Ada Uğur Böceği Kız’a bayılıyor! Onunla aynı yaş grubunda, kostümü güzel (aslında işin sırrının kostüm olduğunu düşünüyorum ben!), köpeği var, grubunun lideri olmaya oynuyor…

Ece’ye Göre: Prenses gibi takılmaması, pembe giymemesi, süper kahraman erkek olur klişesini kırması benim için artı puan. O yaşta bir çocuğun günlük hayatta karşısına çıkabilecek durumları, sorunları ve bunları çözümlemeye çalışmasını gösterdiği için bir artı daha veriyorum. Abisi ve arkadaşlarıyla oynamak isteyip küçük olduğu için oyuna alınmamak, parka gidip oynayacak arkadaş aramak, arkadaşıyla oyun konusunda anlaşamamak, denize girmek isteyip dalgalardan korkmak bu yaştaki bir çocuğa hayatı zehir edebilecek şeyler ne yazık ki…

Kitabın yazarı ve çizeri evli bir çift,  Ladybug Girl’ü ve sonrasında ortaya çıkan Bumblebee Boy’u kendi kızları ve oğullarından ilham alarak yaratmışlar. Serinin okuduğumuz kitaplarındaki durumların bize tanıdık gelmesi belki de bu yüzden. Şimdiye dek “LadyBug Girl“, “Ladybug Girl and the Bug Squad“, “Ladybug Girl and Bumblebee Boy” ve “Ladybug Girl Goes to the Beach” kitaplarını okuduk.  Serinin üç tane daha kitabı var (Ladybug Girl Dresses Up, Ladybug Girl Loves, Ladybug Girl Makes Friends), ancak bunlar birçok kişi tarafından fazla ticari olmakla eleştirilmiş, anladığım kadarıyla bu kitaplarda öykü anlatılmıyor, daha çok Uğur Böceği Kız çeşitli durumlarda gösteriliyor. Web sitesinde de bu kitaplar zaten toddler denen 1-3 yaş arası çocuklar için resimli kitaplar olarak tanıtılıyor.

Bu kitapları her gün sesli okumak, üstelik çoğu zaman Türkçe’ye çevirerek okumak zorunda kalan biri olarak konuşursam eğer, kitabın dilinin pek de akıcı olmadığını söylemem gerek. Bunun sadece benim çevirimle ilgili olduğunu düşünmüyorum, çünkü İngilizcesini okurken de aynı şeyleri hissediyorum. Ben cümleleri okurken Ada çoktan resme dalmış oluyor.

Bu serinin bu kadar popüler olmasında en büyük katkının çizimler olduğunu düşünüyorum, suluboya ile yapılmış çizimler çok canlı, çok renkli, sahneler çok ayrıntılı. Örneğin Ladybug Girl and Bumblebee Boy kitabındaki park sahnesine Ada uzun uzun bakıyor.

Seri bu kadar popüler olunca işlerin acaip ticarileştiğini de biliyoruz tabii… Ladybug Girl smart phone uygulamaları mı dersiniz, Cadılar bayramı kostümleri mi, oyuncakları mı… Ne ararsanız var..  Şanslıyız, çünkü bu kalabalık içinde sadece kitaplara odaklanabilecek bir ortamda yaşıyoruz. Kitapları Barnes & Noble’dan değil, kütüphaneden alıyoruz. Çünkü bu tür kitapçılarda çocuk kitapları bölümündeki  oyuncak dağlarını, pazarlama tuzaklarını aşmak için mangal gibi yürek gerek! (Kitapçıya yalnız gitmek veya internetten ısmarlamak çözüm olabilir.)

Elephant & Piggie Serisi – Mo Willems

Yazan: Mo Willems

İllüstrasyon: Mo Willems

Yayınevi: Hyperion Book CH

Ada’ya Göre: Fil ve Domuz çoook komik. Replikleri tekrarlamayı, onlar gibi tonlamayı, yaptıkları hareketleri yapmayı çok seviyor.

Ece’ye Göre: Mo Willems’in kitapları gerçekten çok eğlenceli. Susam Sokağı serisinde 9 yıl yazar ve animatör olarak çalışıp 6 Emmy ödülü kazanmış, uzun süre stand-up yapmış biri olarak komediyi iyi biliyor. Çok kısa cümlelerle, kimi zaman tek sözcükle espriyi patlatıyor, bunu karakterlerin vücut diliyle destekliyor. Karakterler kimi zaman hiçbir şey söylemeden bile komik oluyorlar. Çizgi roman ve kukla geleneğinde olduğu gibi az laf ve temiz ve net hareketlerle öyküyü anlatıyor. Çocuk kitaplarında alışık olduğumuz anlatıcı yazar yok burada, başlangıç düzeyi çizgi roman diyebiliriz daha çok. Sadece konuşma balonları ve sessizliklerle öykü anlatılıyor. Böyle olunca okuyana iş düşüyor tabii… Ben bu kitapları Ada’ya okurken çok eğleniyorum. Ada dinleyip tekrar etmekten çok zevk alıyor.

Biz şimdiye kadar seriden “There’s A Bird On Your Head” “I’m Invited To a Party” ve “Today I’m Going To Fly” kitaplarını okuduk. Hepsini sevdik, sırada diğerleri var.

Fil ve Domuzun karakterleri komediyi ortaya çıkaran faktörlerden biri. Komedi geleneğini biliyor diye boşuna demiyoruz, karakter çatışması hikaye anlatıcılığının ilk çağlarından beri var olan, Commedia Dell’arte’nin, Orta Oyununun beslendiği kaynaklardan biri. Kötümser ve temkinli Fil Gerard ile maceracı bir iyimser olan Piggie’nin maceraları okuyana sosyal beceriler, hayatla başa çıkmak, arkadaşlık hakkında çok şey anlatıyor. Bunları gözümüze sokmadan, karakterler aracılığıyla anlatması da cabası.

Okuma öncesi kitaplar ne kadar canlı ve renkliyse ilk okuma kitaplarının bir o kadar sıkıcı olduğunu da anlatıyor Willems. Zaten bu seriyi yapmaya o yüzden karar vermiş. Okul öncesi kitaplarda hayal gücü ve dil konusunda sınırlama azken, ilk okuma kitaplarında devreye başka kısıtlamalar giriyor, çünkü burada amaç çocuğa okuma öğretmek. İnternette dolanırken Texas Woman’s University’den Rose Brock’ın hazırladığı Elephant ve Piggie’nin öğretmenlere yönelik kılavuzunu buldum. Evde bizim de işimize yarayabilir.  (http://cdn.dolimg.com/explore/PMPages/DCOM/books/catalog/Printable/Elephant_&_Piggie_TG.pdf )

Çizimler benim özellikle hoşuma gidiyor, kurşun kalemle çizilmiş karakterlerin sıcak ve ulaşılabilir bir görüntüsü oluyor ve bende çizim yapma isteği uyandırıyor. Sanırım çocuklar üzerindeki etkisi de benzer, çünkü internette Mo Willems araştırması yaparken çocukların çizdiği ve yazara gönderdiği yüzlerce Mo Willems karakteri gördüm. Kitabın sayfalarında karakterlerden başka hiçbir ayrıntı olmuyor, bu da çizimlerin hareketlerini ve yüz ifadelerini daha da vurguluyor.

Mo Willems bir söyleşisinde yetişkinlerin çizim yapmayı bırakmasının bir kayıp olduğunu anlatıyor, hepimiz küçükken elimize kağıt kalem alıp resim yapıyoruz, ama sonra bir zaman geliyor ki (bu genelde iyi yapamadığımızı fark ettiğimiz an oluyor) resim yapmayı bırakıyoruz. Okulda resim saatinde çocuklar resim yaparken öğretmenler resim yapmıyor. Oysa diyor ki, profesyonel basketbolcu olamayacağımızı anlayınca basketbol oynamayı bırakmıyoruz (Türkiye’de bu futbol için geçerli tabii!) Willems oturup bir karakter çizmeye çalışmanın empati hissini geliştirdiğini ve dünyanın tam da buna ihtiyacı olduğunu anlatıyor (Söyleşiler için: http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=10381807  ve http://shelf-life.ew.com/2011/10/27/mo-willems-elephant-and-piggie/). Hatta aileler için kendi ailesinde uyguladığı bir önerisi de var: Tüm ailenin birlikte resim yapması… Büyük bir kağıt alınır, bir tema seçilir ve herkes istediğini çizer. Neden olmasın??

Mo Willems’in bir de Pigeon serisi var, ama o başlı başına bir karakter! Onun için ayrı bir yazı yazılmalı.