Mirror – Jeannie Baker

Image

Yaratıcı: Jeannie Baker

Yayınevi: Walker Books, 2010

Konu: Fas’ta Güller Vadisi’nde yaşayan bir çocukla, Avustralya Sydney’de yaşayan bir çocuğun hayatı ne kadar benzer olabilir, ya da ne kadar ayrı?

Kitabın yaratıcısı Jeannie Baker 1990’ların başlarında Fas’a gidip gezmeye karar verince, Sydney’deki tanıdıkları pek bir endişelenmiş, aman efendim kadın başına oralara gidilir miymiş? Neyse ki aslan yürekli Jeannie onlara papuç bırakmamış da Fas’a gitmiş. Bu kısmını, kendi ağzından benim serbest çevirimle dinlemeniz lazım, (parantez içleri benim söylenmelerim, dikkate almayın!):

313735-jeannie-baker

“O zamanlar, ülkemde yabancılara ve yabancı olmaya karşı insanları zehirleyen politik görüşler hakimdi. (Oysa şimdi dünya günlük güneşlik!) Ama “yabancı” bir kadın olarak Fas’ın ıssız diyarlarında gezerken “yabancılardan” büyük dostluk ve cömertlik gördüm. (Pippa’yı düşünme Ece, ya da Sierra’yı.. sakın düşünme!!) Bu kitap düşüncesi orada doğdu: Dış görünüşler farklı olabilir, ama bir “yabancının” içi o kadar da yabancı olmayabilir. Hepimiz ailemiz ve dostlarımız tarafından sevilmek ve daha büyük bir aile olan toplumun parçası olmak için yaşıyoruz. İçimiz öylesine birbirine benziyor ki, aynaya baktığımızda birbirimizi görebiliriz.”

Jeannie Baker Fas’tan o kadar etkilenmiş ki, 2 yıl sonra tekrar gitmiş. Bu kitap üzerine de 5 yıl çalışmış. Kitabı eline alan bunu daha iyi anlayabilir; tahta plakalar üzere kum, toprak, kil, boya, bitki, kağıt, kumaş, metal, plastik parçalarını katman katman ekleyerek kolajlar yaratmış. Daha sonra bu kolajlar fotoğraflanıp kitap haline dönüştürülmüş. Kolajlar o kadar beğenilmiş ki, daha sonra Avustralya ve İngiltere’de turneye bile çıkmış. Kitap da ödül üstüne ödül almış.

Kitabın tasarımıysa, iki kültürün de hakkını yemeden onları ortaya koyar cinsten. İki ayrı kitap eşzamanlı olarak okunabilecek biçimde sağa ve sola açılıyor. Arapça kitabı Arapça’ya uygun biçimde soldan sağa takip ederken, İngilizce kısmını alışık olduğumuz biçimde sağdan sola çeviriyoruz. Kitabın konusu benzerlikleri vurgulamak için gündelik hayattan seçilmiş. Aynı yaşlarda iki çocuk sabah kalkar ve kahvaltılarını edip babalarıyla markete/pazara gider.

Yang-1-articleLarge

Çok da hoş ayrıntılar var kitabın içinde, örneğin Fas’taki annenin dokuduğu halının kitabın sonunda Avustralyalı aile tarafından alınması, Sydney’de yerde bulunup anneye hediye edilen çiçeğin, Fas’taki büyükannenin yakasında da olması gibi..

Market/pazar yolunun farkı da bana büyüleyici geliyor doğrusu. Fas’ta baba ve çocuk büyük bir ıssızlık ve sessizliğin içinde ilerlerken, Sydney’in taşıt ve görsel malzeme kalabalığı güzel bir karşıtlık olmuş.

Tek kelime etmeden, ayrılıklarımızı ve benzerliğimizi böyle sakin sakin anlattığı için şapka çıkarıyorum Mirror’a. Dünyanın iki ucuna da gitmeye gerek yok aslında, darısı İstanbul’daki çocukla Hakkari’de çocuğun birbirini görebilmesini sağlayan benzer projelere…61wFXNgFRcL._SL1200_

Hush! A Thai Lulluby – Minfong Ho & Holly Meade

Yazar : Minfong Ho

Çizer: Holly Meade

Yayınevi: Tandem Library, 1996

Konu: Sıcak bir yaz akşamı bebeğini uyutan Taylandlı bir annenin, onu uykuda tutmak için çevredeki sivrisinekten file kadar tüm canlıları susturmaya çalışması… Öykünün sonunda çevredeki tüm canlılar ve perişan anne uykuya dalarken hamaktaki bebeğin gözleri faltaşı gibi açıktır!!

Ada’ya Göre: Ada’ya “sen bu kitabı seviyor musun” diye sordum. “Evet” dedi. “Neden?” dedim, “Çocuk uyumuyor ondan” dedi. “Ben de uyumayı sevmiyorum ya, o yüzden”. Gerçekten de anne tüm hayvanları susturmak için çırpınırken arkada çocuk hamaktan inip kendi kendine takılıyor. Ada da her sayfada çocuğun nerede olduğunu bulup onun yaptıklarına bakmayı seviyor.

Ece’ye Göre: 1997 Caldecott ödüllü Hush!: A Thai Lulluby benim en sevdiklerim arasında, çünkü:

  • Dili şiirsel, bol tekrarlı ve uyaklı. Benim gibi küçükken “Küçüktüm, ufacıktım top oynadım acıktım” diye başlayan Alageyik kitabını ezberlemiş bir çocuk için şiirsel kitapların büyük değeri var. (Bu arada şiirin devamını çoktan unutmuşum tabii, şimdi Ziya Gökalp’e ait olduğunu ve sonunda Bozkurt’un bunları  Türk iline getirmesini falan içerdiğini tekrar okuyunca kendimden soğudum!)
  • Bize tamamen yabancı bir kültürden öğeler içeriyor. Tayland’da bir ormanda, etrafında fillerin, buffolaların olduğu tahta bir kulübede yaşayan anne ve çocuğu görmek, oraları hayal etmek, onların günlük yaşamındaki nesneleri ve ayrıntıları tanımak çok güzel. Hayvanların çıkardığı sesler bile bize yabancı. Kurbağalar Türkiye’de “vraak”, Amerika’da “ribbit” Tayland’da “op-op” diye ses çıkarıyor mesela…
  • Holly Meade’in kağıt kesme ve mürekkep kullanarak yarattığı kahverengi, yeşil ve sarı tonlarından oluşan dünya, öykünün atmosferini zengin biçimde yansıtıyor. Geleneksel Tayland yaşamına ait ayrıntıları bize sunuyor. Ben çocukken okuduğum kitaplarda yabancı ülkelere dair ayrıntıları görmekten, okumaktan, hayal etmekten çok zevk alırdım. Şimdi bile o kitaplardan bazılarını konularıyla değil, bu ayrıntılarıyla hatırlıyorum.

Kitabın yazarı Minfong Ho’nun yaşamı da kitap kadar ilginç. Ho, Çin asıllı bir aileden geliyor; Burma’da doğmuş, Tayland’da büyümüş, üniversite’yi Taiwan ve Amerika’da okuyor. İlk romanı “Sing to the Dawn”ı  New York’da okurken evini çok özlediği için bu özlemle başa çıkabilmek için yazıyor. Üniversite’den sonra Singapur’da gazetecilik, Tayland’da öğretmenlik yapıyor. Hapisanelerde, fabrikalarda çalışıyor. Darbelere, ayaklanmalara tanıklık ediyor. 1980’de Kamboçya-Tayland sınırındaki Kamboçyalı mültecilerle kakmacılık işinde çalışıyor. Bu tecrübesini daha sonra “The Clay Marble” romanına dönüştürüyor.

Minfong Ho, Güneydoğu Asya kültürünü çok gerçekçi biçimde yansıtmasıyla tanınıyor, romanlarında zor koşullar altında yaşayan güçlü kadınları ve kızları anlatıyor. 6 Ekim 1976’da Bangkok’daki öğrenci kıyımını anlatırken de, Pol-Pot rejiminden kaçan Kamboçyalı mültecileri anlatırken de umudunu ve gücünü kaybetmeyen güçlü ve duygusal karakterler kuruyor. Tüm bunları birinci elden yaşadığı için de hariçten gazel okumadığını biliyoruz.

Çok kültürlü biçimde yetişen yazar üç dili ana dili gibi konuşuyor. İlk dili olan Çinceyi “kalbinin”, Tayland dilini “ellerinin” İngilizceyi ise “kafasının” dili olarak tanımlıyor. Bu kadar zengin bir kültürle yetişip, bu kültürlere kafayı yoran, onlar için çalışan birinden de böyle zengin bir kitap çıkıyor işte.. (Yazar hakkında daha fazla bilgi için bkz.)